Toplam 2 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 2 arasi kadar sonuc gösteriliyor
  1. #1
    Üyelik tarihi
    03.Ekim.2014
    Mesajlar
    3,100
    Aldığı Teşekkür
    54
    Ticaret Puanı
    0

    Standart İktidarda 'çatlaklar' ve seçimde 'başarısızlık' korkusu...

    İktidarda "çatlaklar" ve seçimde "başarısızlık" korkusu...


    Şu andaki seçim anketlerinin büyük çoğunluğu AKP'nin başarısızlık ihtimalinin güçlü olduğuna işaret ediyor. Tayyip Erdoğan'daki paniğin ve "AKP camiası"ndaki "çatlağın" kendini dışa vurmasının sebebi de bu zaten.



    "İktidar camiası"ndaki "çatlaklar" artık saklanamaz halde. AKP ve çevresinde hatırı sayılır bir "gayrımemnunlar" kitlesi oluştuğu biliniyordu. Bunların belirtileri de zaman zaman farkediliyordu. Ortaya çıkışları için "seçim sonuçları" bekleniyordu.

    Sanılandan biraz daha erken davrandılar. 7 Haziran seçim sonuçları görülmeden, kendilerini dışa vuracakları umulmuyordu. Zira, hepsi "Tayyip Erdoğan korkusu"ndan sinmiş vaziyetteydiler. Başlarını kaldırmaları, ancak, "Reis" karşısında başlarını kaldırmalarının kendilerince "meşrulaşacağı" bir durumda olabilirdi ki, bu da seçimlerin bir "AKP başarısızlığı" ile sonuçlanması olabilirdi.

    Şimdilerde kimi köşe yazarları üzerinden kendisini dışarı vuran "çatlaklar", seçim sonuçlarının muhtemel bir başarısızlığı ortaya çıkaracağına ilişkin hesaplarla ilgili. Bir tür, önceden "mevzi alma" ve yukarıda ifade ettiğimiz, Tayyip Erdoğan’a yönelik "meşru itiraz" hazırlığı olarak da görülebilir.

    Tabii, bu "çatlaklar"ın belirmesi ve saklanamaz hale gelmesinde, "Yeni Türkiye"ye özgü "yeni dalkavukluk"un tezahürü de söz konusu. "İslamcı gelenek"ten gelenlerin bazıları, "yeni dalkavuklar"dan rahatsız olarak ama bunlara "Reis"in icazet vermesinden ötürü, kendilerini "aldatılmış" hissediyorlar. Kırgınlar. Ayrıca, "yeni dalkavuklar"ın "Reis'i kuşatmış" olmalarının bedeli olarak, AKP’nin seçim başarısızlığına uğrayacak olmasından endişe ediyorlar.

    Türkiye'nin hiçbir döneminde, hiçbir siyasi lidere yapılmayan yıkama-yağlama, her türlü iz'an ve insaf sınırlarını geçerek ve artık "mizah sınırları" içine girecek şekilde "Reis"e yapılıyor.

    "Yeni dalkavuklar", öylesine kendilerinden geçmiş durumdalar ki, kimisi "vecd" içinde "salavat" getiriyor; kimisi Şems-Mevlâna ilişkisiyle kendisinin Erdoğan'a yönelik "duygu yoğunluğu"nu karşılaştırıyor, iki ruhsatlı tabancası çok kurşunu olduğunu açıklayan birisi iki tabancalarının tüm kurşunlarını "Reis" için boşaltıp, kendi canı alınmadan "iktidarın el değiştirmeyeceği"ni söyleyecek kadar zırvalıyor.

    Bu kadar zengin "yeni mizah malzemesi"nin seçimlerde "iktidar erozyonu"na yol açacak olmasından korkanların bazıları, "içerden uyarılar" yapıyor, bazıları ise sözde akademik analizler görüntüsünde yarın-öbürgün "ben söylemiştim, yazmıştım" diyebilmenin, "batacak gemi"den "tahliye sandalı"na atlamanın hesabını yapıyor.

    Böylelikle, bu iktidarın son iki yıl içinde sergilemiş olduğu akıl almaz "anti-demokratik davranışlar"a, "otoriter gidişat"a teslim olmanın hesabını kapatmayı tasarlıyorlar.

    Tüm belirtiler, iktidarın –yani iktidar partisinin- 7 Haziran seçimlerinde "başarısızlığa" uğrayacağı ya da beklenen başarıyı ortaya koyamayacağı ihtimalinin hayli güçlendiği izlenimini veriyor.

    Gelinen nokta, "iktidardan düşme"nin "başlangıcı" olarak da görülebilir mi?

    Dücane Cündioğlu, "İktidara yürüyüş yürek (samimiyet) ile olur... iktidarda kalış akıl (itidal) ile... İktidarda kalış akıl (itidal) ile... İktidardan düşüş küstahlık (kibir) ile..." diye yazmış. Onun ölçüleri üzerinden AKP iktidarının 7 Haziran seçimleri öncesinde bugünkü haline bakarsak, ilk ikisinin bulunmadığını, sonuncusunun ise yani "küstahlık (kibir)"ın mebzul miktarda bulunduğu hükmüne varabiliriz.

    Herşeye rağmen, AKP'nin seçimlerden birinci parti olarak çıkması ihtimaline dair bir konsansüs mevcut. Bunun yanısıra, HDP'nin barajı geçmesi de yüzde 100 kesin değil. Şayet barajı bir-bir buçuk puan kadar geçebilecek durumda olduğu iktidar sahiplerinin kafasında kesinleşirse, bunun engellenmesi için çeşitli yollara başvurulmasından da kaygılanılıyor.

    "Yurt dışı oylarının sayımı" başta olmak üzere bir dizi "seçim hilesi"ne hatta "zorbalığa" başvurulabileceğini, iktidarın bunu yapabilecek tıynette olduğunu düşünen çok insan var.

    Peki, bütün bunlar söz konusu iken, "başarısızlık ölçüsü" nedir? Nasıl bir sonuç, daha şimdiden "iktidar camiası"nda "çatlaklar"a yol açacak şekilde seçimlerde "başarısızlık" ihtimalini güçlendirmiştir, başta Tayyip Erdoğan, iktidar sahiplerini telaşa sevketmiştir?

    HDP'nin "askeri darbe anayasası"nın mirası olan anti-demokratik yüzde 10 barajını aşması ve bunun sonucunda AKP'nin tek başına hükümet kuracak sandalye gücüne erişememesi, iktidar açısından en kesin ve tartışılmaz bir "başarısızlık ölçüsü" olacaktır.

    Burada "iktidar"ın tanımını da doğru yapmak gerekecek?
    Türkiye'de "iktidar"dan kasıt, Recep Tayyip Erdoğan'dır.

    Başbakan Ahmet Davutoğlu'nun "Başarının da, başarısızlığın da sorumlusu ben olurum. Liderlik budur" sözlerinin gerçekliği de yok, geçerliliği de yok. 2009'a kadar AKP'de üyelik kaydı bile bulunmayan, Abdullah Gül'ün "danışman" olarak atadığı ve Tayyip Erdoğan'ın "miras" aldığı bir akademisyenin "siyasi lider" olabilmesi için, Tayyip Erdoğan gölgesinde seçim kampanyası yapmadan "rüştünü ispat etmesi" gerekiyordu.
    Böyle bir şansı olmadı, bundan sonra olamayacak da. AKP başarırsa, Tayyip Erdoğan başarıyı kendine yazacak; başaramazsa, Tayyip Erdoğan faturayı Davutoğlu'nun önüne koyacak.

    Bir süre önce, AKP'nin kurucularından birine, "Hangi başarısızlık sonucu ortaya çıkarsa çıksın, bunu Tayyip Bey ödemez; partinin mevcut şeklî yönetimine ödetir" demiştim. Muhatabımın "Eğer seçimde başarısızlık olursa, bunun tek sebebi Tayyip Bey'dir" demesi üzerine ise, "O 'Sultan' formatından bir cumhurbaşkanı. Tarihte hangi sultan, 'Ben hata yaptım' diyerek kellesini uzatmıştır? Sultan hata yaparsa, faturayı onun atadığı sadrazam öder" karşılığını vermiştim.

    Tayyip Erdoğan, AKP Genel Başkanı ve Başbakan sıfatıyla girdiği son genel seçimde, 2011'de yüzde 50 oy aldı. Kendi nitelemesiyle "17-25 Aralık darbesi"nin travması sürerken, aynı sıfatlarla girdiği 30 Mart yerel seçimlerinde AKP oyları yüzde 45 dolayında idi. Ve, söz konusu sıfatlarla girdiği son seçimi, yani Ağustos 2014'deki cumhurbaşkanlığı seçimini yüzde 52 oy ile ilk turda kazandı.
    AKP'nin bu rakamların altında alacağı her sonuç, Tayyip Erdoğan'a "Ben size partiyi böyle mi bıraktım?" diyeceği bir durumu ifade eder.

    Hatta, "anayasayı çiğneyerek, cumhurbaşkanı olarak sizden yana ağırlık koyarak seçim kampanyasına girdim, partiyi o hale getirmişsiniz ki, eski oranları elde edemedik" de der.

    Şu andaki seçim anketlerinin büyük çoğunluğu AKP'nin başarısızlık ihtimalinin güçlü olduğuna işaret ediyor. Tayyip Erdoğan'daki paniğin ve "AKP camiası"ndaki "çatlağın" kendini dışa vurmasının sebebi de bu zaten.

    Zira, Tayyip Erdoğan, "başarısızlık faturası"nı, partinin kendisinden sonraki yönetimi ve hükümete de çıkaracak olsa, tüm toplumun ve uluslararası camianın, yüzde 40'ların azıcık üzerinde veya altında bir sonucu, hele hele AKP'nin tek başına iktidar olamayacak bir sandalye elde etmesini, onun başarısızlığı olarak okuyacak ve değerlendirecektir.

    Hatta hatta, AKP "bıçak sırtı" bir çoğunlukla tek başına hükümet olsa bile, bu, "derde deva olmaz." Yani, bu, Erdoğan'ın "Tek Adam-Tek Parti" yönetimine geçişine imkân verecek bir "güçler dengesi"ni yansıtmaz.

    Dahası, "bıçak sırtı" çoğunluk üzerinden bir AKP hükümeti, 2015-2019 Türkiye'sini yönetemez. Gücü yetmez. Zorbalık ve anti-demokratik yasalar da bir yere kadar.

    Kısacası, AKP'nin seçimlerde "başarısızlık" ihtimalinin her geçen gün arttığı bir Türkiye'ye doğru yol alıyoruz.

    Tayyip Erdoğan'ın ve onun üzerinden AKP'nin seçimde arzuladığını elde edememesi, yani "başarısızlık", demokrasi açısından iyi bir şeydir.

    Türkiye'nin geleceği için en iyisidir. Türkiye'nin hayrınadır.

    Cengiz ÇANDAR - Radikal

  2. #2
    Üyelik tarihi
    03.Ekim.2014
    Mesajlar
    3,100
    Aldığı Teşekkür
    54
    Ticaret Puanı
    0

    Standart AKP'de olası başarısızlık öncesi kenara çekilme vakti

    AKP'de olası başarısızlık öncesi kenara çekilme vakti

    Abdullah Gül, AKP'nin 30 Mayıs mitingine katılmıyor. Bugüne kadar en sıkıntılı dönemlerde dahi Tayyip Erdoğan'a ve hükümete söz söylemeyen AKP'li yazarlar seçim gününün geçmesini beklemeden eleştiriler sıralıyor, diğer yandaş meslektaşlarıyla kavgaya tutuşuyor



    Anketlerde AKP'nin göğsünü gere gere açıklayacağı sonuçlar çıkmıyor. En son yayımlanan Andy-AR anketinde AKP %41,9; CHP %25,8; MHP %16 ve HDP %10,7 görünüyor. Diğer anketlerde de ortalama olarak AKP'nin %40 civarında, HDP'nin de %10 civarında görünmesi, HDP'nin barajı aşması halinde AKP'ye Anayasal çoğunluk bir yana tek başına iktidar yolunun bile kapanabileceğini gösteriyor.


    İşte bu koşullarda Tayyip Erdoğan'da panik, AKP kurmaylarında ve tabanında ise iç gerilimler gözleniyor.


    Tayyip Erdoğan, Ahmet Davutoğlu'nu yanına alarak, daha doğrusu geriye iterek birlikte miting meydanlarına çıkıyor. "Şerefi" üzerine ettiği tarafsızlık yeminine, hukuki engellere ve muhalefetin itirazlarına aldırmayarak AKP'ye oy istiyor.


    Buna Erdoğan'ın "yakınındakilerin" Ethem Sancak gibi ilanı aşk etmesi, Yasin Aktay gibi salavatlı Erdoğan türküleri söylemesi, Yiğit Bulut gibi Erdoğan'ın iktidarını tabancayla ve bedeniyle koruyacağını ilan etmesi gibi tuhaf yandaşlıkların da eklenmesine paralel olarak AKP içinde homurdanmalar da yükselmeye başladı.

    AKP medyasında atışmalar
    Yeni Şafak yazarı Abdülkadir Selvi'nin, "Ayağı ilk tökezlediğinde Erdoğan'ı ilk onlar terk edecek" dediği Bulut ve Sancak'ın tavırları üzerinden AKP'deki "kötü gidişat"ı eleştirdiği "Yarın geç olmadan uyarayım istedim" başlıklı yazısına, Star yazarı Ahmet Kekeç'ten "Çok ayıp Abdülkadir" başlıklı bir eleştiri geldi. Akit yazarı Ersoy Dede de Selvi'yi "Doğan'ın maaşlı çalışanı" diye topa tuttu.


    Daha sonra Elif Çakır, Selvi'ye sahip çıkan Cem Küçük ise Selvi'yi eleştiren yazıları ile tartışmaya girdi. Sonuç olarak AKP'nin kalemşörleri kritik seçim öncesinde birbirini hedef almaya başladı.


    Gül, Erdoğan ve Davutoğlu'yla aynı karede görünmek istemiyor
    AKP'li yazarlar kavga ederken Abdullah Gül'ün 30 Mayıs'taki "Fetih günü" kılıflı AKP mitingine katılmayacağı açıklandı.


    "Mevcut koşullarda" aktif siyasette yer almayacağını söyleyen Gül, Tayyip Erdoğan ve Ahmet Davutoğlu ile aynı karede görünmek istememiş, aktif siyasete katılmak için "mevcut koşullar"ın değişmesini beklediğini bir kez daha dolaylı olarak da olsa ifade etmişti.


    Gül'ün yakın çevresinin Radikal'e aktardıklarını köşesine taşıyan Murat Yetkin, Gül'ün 30 Mayıs mitinginden uzak durma kararının perde arkası gerekçelerini şöyle yorumladı:

    Gül'e göre Cumhurbaşkanının bu tür mitinglere katılması günlük siyasetin doğrudan içinde olması demek. Kendisi cumhurbaşkanıyken de seçimler, halk oylamaları vuku buldu, ama Gül o günlerde dış seyahatler dışında pek ortada görünmedi, genel konuştu. "Bu koşullarda günlük siyasetin dışındayım" demek, her ne kadar "tepki değil" dese de Erdoğan'ın siyasete bu kadar dahil olmasını onaylamıyor.


    Gül, Erdoğan'ın oyun planını da tasvip etmiyor. Erdoğan denge-denetleme mekanizmaları zayıflatılmış, bütün yetkilerin başkanda toplanacağı bir sistem istiyor. Gül ise başkanlık sistemine geçilecekse de ("ABD gibi" diyerek) denge-denetlemesi daha da güçlendirilmiş bir sistemden yana olduğunu açıkladı. Gül, bu stratejik farklılık ortadayken Erdoğan ile aynı hedefi paylaşıyor gibi görünmek istemiyor.


    Gül her ne kadar "Arkadaşlarım, başarılarını isterim" dese de Erdoğan-Davutoğlu gidişinden memnun değil. Dış politikadan sosyal politikalara dek, AKP'nin atmış olduğu olumlu adımların son bir kaç yılda ağır yara aldığını düşünüyor. 7 Haziran seçimlerinde Erdoğan'ın istediği sonucu alamaması durumunda AK Parti içinde yaşanması muhtemel tartışmaların bir parçası olmak istemiyor. Parti kuracağı iddiasını reddediyor, ancak aktif siyasete "mevcut koşullar" altında katılmayı düşünmediğini söyleyerek gelecek perspektifini koruyor.


    Özetle Gül, Erdoğan'ın oyun planını tasvip etmiyor, Erdoğan-Davutoğlu ikilsinin hata olarak gördüğü davranışlarına ortak olmak istemiyor ve dolayısıyla 7 Haziran seçimleri öncesi meydanlarda aynı kare içinde fotoğraf vermekten kaçınıyor.


    Bir de acaba Erdoğan'ın 30 Mayıs'ta çok önemli bir şey açıklamaya hazırlandığını duydu ve ayrıca o hamleden de mi uzak durmaya çalışıyor. Bu konuda henüz somutlaşmış bilgi yok ama, olur olmaz siz de duyacaksınız, söz.


    Sendika.Org

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Benzer Konular

  1. Cevap: 0
    Son Mesaj : 15.Ağustos.2015, 01:13
  2. Fındıkta "Yalancı Bahar" Korkusu
    Konu Sahibi alper198 Forum Haberler
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 08.Şubat.2015, 14:58
  3. Uçak korkusu Sona Erecek!!
    Konu Sahibi WeBMasteR Forum İnternet
    Cevap: 0
    Son Mesaj : 03.Haziran.2014, 19:10

Bu Konu için Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yasal Bildirim
Sitemizde paylaşım yapan tüm üyeler T.C.K 20. Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4. maddesinin 2. fıkrasına göre kendi konu ve mesajlarından sorumludur. Webmaster.bbs.tr hakkında yapılacak olan hukuksal ve diğer şikayetler için iletişim bölümünden iletişime geçilmesi halinde site yönetimi tarafından gereken işlemler yapılacak ve ilgili kişilere/kurumlara/vekillerine bilgi verilecektir.
Sosyal Medya