Veri mahremiyeti, veri güvenliği ile karıştırılıyor. Aman karıştırmayın. Burada söz konusu olan kart numaranızın ya da şifrenizin çalınması değil. Daha çok yalnız kalma ya da kafana göre takılma özgürlüğünüzün elinden alınmasından bahsediyorum.



Yüz tanıma teknolojisini aşağı yukarı herkes biliyor herhalde. Mesela telefondaki bir ton resmin arasından bir kişinin içinde olduğu tüm resimleri kolayca isteyebiliyoruz. İşte bu teknoloji artık iyice zıvanadan çıkmış durumda. Çin’in bazı yerlerinde kimlik göstermek yerine yüzünüzü bir kameraya yaklaştırmanız yeterli. Onaylandıktan sonra taksiye binebilirsiniz ya da müzeye girebilirsiniz. “Kimliğe ihtiyaç yok. Zaten sizi biliyoruz.”
Ya şoförsüz arabalara ne demeli? Resimlerini görmüşsünüzdür. Hani şu süslü market arabasına benzeyen şeyler. Büyük teknoloji firmaları uzun zamandır bu konu üzerinde çalışıyorlar. Hali hazırda test araçları Amerika sokaklarında dolaşmaya başladılar bile. Birine çarpsalar, sorumluluğun kimde olduğu bile muallak.

Ve tabii tüm bunlar tek bir şeyin alametifarikası: Büyük Veri! Çok büyük veri, muazzam veri, kocaman veri... Yetti gari. Ah keşke yetse gari. Yetmez. Yetmeyecek de. Hayatın her alanında durmadan veri toplanıyor. Kameralar, sensörler vızır vızır çalışıyorlar. Yakında bunlara nesnelerin interneti de eklenecek. Evdeki çalar saatten, basküle; çamaşır makinesinden, ütüye her nesne veri biriktirecek. Onca veri üst üste konunca büyüyecek, o büyüdükçe biz “maşallah dev gibi veri” diye yazılar döşeneceğiz.

Dijital iz
Bu sefer benim derdim küçük veriyle. Daha doğrusu kendi küçük verimle: birkaç fotoğrafım, yakın çevremle yazışmalarım, müdavimi olduğum yerler, okuduklarım, kendime sakladıklarım. Mahrem veri işte. Mahrem dedim ama kritik soru da o zaten: Gerçekten mahrem mi?

Belli ki pek değil. Bu haber de Londra’dan. Cambridge Analytica isimli bir şirket, bir insanın sadece Facebook’ta neleri beğendiğini takip ederek o insanla ilgili pek çok şeyi tahmin edebiliyor. Öyle çok şeyi beğenmeniz de gerekmiyor. Yaklaşık 70 tıklama ile politik görüşünüz, cinsel tercihleriniz, çocuklu olup olmadığınız ayan beyan anlaşılıyor. Meğer bu şirket Trump’ın seçim çalışmasında da yer almışmış. O yeterince fena değilmiş gibi, bir de İngiltere’nin AB’den çıkışını (Brexit) destekleyenlerin kampanyasında etkili olmuşlar. Tavus kuşu gibi kabararak anlatıyorlar her yerde. Pek sinir işler.

Biz de farkında olmadan ekmeklerine yağ sürüyoruz. İnternette fink atıyoruz. Telefonu elden düşürmüyoruz. Hal böyle olunca öyle bir dijital iz bırakıyoruz ki evlere şenlik! Herhangi birimizi izlemek çocuk oyuncağı. Tamam, kullandığımız uygulamalarda, girdiğimiz sitelerde uyarı formları çıkıyor. Fakat pek çoğumuz okumadan tıklayıp bir sonraki sayfaya geçiyoruz. Bu arada bilgisayarımıza buyur ettiğimiz çerezlerin ne haltlar karıştırdıklarına daha gelmedim bile. Hangi sayfalara girdiğimiz, nerelere tıkladığımızı kaydediyorlar. Ondan sonra gelsin nokta atışı reklamlar, profil çıkarmalar ve daha neler neler...

Veri mahremiyeti
Veri mahremiyeti, veri güvenliği ile karıştırılıyor. Aman karıştırmayın. Burada söz konusu olan kart numaranızın ya da şifrenizin çalınması değil. Daha çok yalnız kalma ya da kafana göre takılma özgürlüğünüzün elinden alınmasından bahsediyorum.

Birilerinin sürekli sizi izlediğini düşünün. Kendiniz gibi davranabilir misiniz? Otoriter bir yönetim böyle bir hayatı kolayca dayatabilir. Bir insanın kendi olma özgürlüğünün elinden alınması felaketin başlangıcı demek. Ondan sonra gelsin tek tipleşme, tek ses kakafonisi ve tabii yaratıcılığın ölümü.

Bu reklam sadece misafirlere görünüyor. Oturum açar veya üye olursan, bu reklamdan kurtulursun.


Tamam bu seviyelere gelmedik henüz. Fakat ufak tefek örneklerini her gün yaşıyoruz. Diyelim arkadaşlarla bir akşam yemeğe gittiniz. Toplu bir resim illa ki çekilir. Klik! Çekildi bile. Resim, önce arkadaşlar arasında Facebook’ta dolaşıyor. Sonra bir bakmışsınız restoranın internet sayfasında belirivermiş. İyi de kimse size sordu mu? Hani mahremiyet? Veri hukuku ve etiğini de konuşmalıyız. Acilen.

Büyük veriden başlayıp dijital mahremiyet diyerek bir korku senaryosu çektim. Tabii ki büyük verinin iyi yanları da var. O veri sayesinde kanser çalışmaları, uzay araştırmaları gibi önemli alanlarda çığır açan işler yapılıyor. Onları göz ardı etmemek gerek. Ama bir yandan da şu küçük verinin mahremiyetini de unutmayalım. Yoksa, veri küçük ama özgürlüğü aşırır.

İLKER BİRBİL - Sabancı Üniversitesi ve BolBilim.com

BirGün'den alıntıdır.